Vahdet-i Vücud

Vahdet-i vücud kavramı Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin kendisi tarafından kullanılmamıştır. Daha sonra yolunu takip edenlerce benimsenmiştir. Türkçeye çevirisi olan varlığın‑birliği kavramı, mevcudun birliği olarak yanlış anlamaya yol açmaktadır. Var ve varlık kelimeleri arasındaki ilişki söz ve sözlük kelimeleri arasındaki ilişki gibidir. Var olan söz olduğunda varlık sözlük, eşyanın isimleri sözlükte yer alan sözler olur.

“Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti.”

Bakara 2:31

alem alemle yönetilir

Mevcud ve varlık farklı kavramlar olduğundan sadece mevcudun birliği varmış gibi bir anlayışa neden olmaktadır. “Vücud bir, o da Hakk’ın vücudu” ifadesi “Varlık birdir, ve o da Hakkın varlığıdır” diye tercüme edildiğinde mevcut olanların tümünün, toplamının birliği gibi panteist bir anlayışa kaymaktadır. Alemin alemle yönetilmesi ilkesi, gerek bu hatalı anlamayı gerekse de Tanrı ve alem paradoksunu olumsuzlar.

el‑Fütuhatü’l‑Mekkiyye
fi Marifeti’l‑Esrari’l‑Malikiyye ve’l‑Memlukiyye

teslimiyet

Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin Fütühat-ı Mekkiyye olarak bilinen eserinin özgün adında marifetin sırlarının aidiyet, sahibiyet ve teslimiyet kavramlarında yattığına işaret eder. Sahibiyet ve aidiyet çifte vavda aşikarken, teslimiyet elif harfinde gizlenmiştir.

“ve çifte ve teke”

Fecr 10:3
sahibiyet ve aidiyet ile teslimiyet | Sufiyane
sahibiyet ve aidiyet ile teslimiyet | Sufiyane

logos

İlk dört sübuti sıfat ilim, irade, hayat ve kudrettir. Daha sonra ilave olarak gelen semi‑kelam‑basar üçlüsüyle yediye tamamlanır. İlk dörde ilave sıfatlar birer birer değil üçlü olarak gelmiştir. İşitme‑söz‑görme ilave üçlüsü, yazının ses ve ışıkla olan birlikteliğini vurgular. Yazıdan ışık veya sesi çıkardığımızda geriye bir şey kalmaz. Diğer bir deyişle ses ve ışık, yazıda buluşmaktadır. Logos (kelime) kavramı görme ve işitmeyle birlikte okumayı da içermektedir. İlk emir “gör” veya “duy” değil “oku” olarak gelmiştir. Bu yüzden vahdet-i vücud anlayışı tevhid kavramını ‑görürmüşcesine‑ diye nitelendirir. Miraç hadisesindeki “Nur idi, nasıl göreyim” ifadesi teşbih ve tenzih ile birlikte tevhidi olarak görürmüşcesine’dir. Vahdet-i vücud çifte‑vav logos’u bu üçlüye atıfla birbirlerini tamamlayan işitme ve görme ile tanımlanan ‑vav‑ kelimesinin okunulurluğunu temsil eder.

‘biz sana tekrarlanan yediyi
ve azametli Kuran’ı verdik’

Hicr 54:87

1 = 1/2 + 1/3 + 1/6

Vahdet-i vücud çifte vav logos’u kavramsal olarak ‘es‑seb’u’l‑mesani’ kavramını aynıyla-farklı vasıta ve farkıyla-aynı vesile olarak gösterir. Tekrarlanan yedinin altıda bir tekerrür ettiğine vurgu yapar. Tekrar, kendini aynıyla-farklı olarak ve farkıyla-aynı olarak tekrar eder. Es-seb‘u’l-mesani sözlük anlamı “yedi” anlamındaki seb‘ kelimesiyle “katlamak, bükmek; iki katını almak” mânasındaki seny kökünden mesnânın (bir şeyin katı) çoğulu mesânîden oluşur. “Tekrarlanan, iki kattan ibaret olan yedi” anlamına gelir. Mesani ve müsenna (çifte) aynı kökten gelen farklı kelimelerdir.

Altıda bir Tekrarlanan Yedi | Sufiyane
altıda bir tekrarlanan yedi | Sufiyane

zatta seyir sonsuz

Zahirde görünen ikilik, çifte vavın ortasında perdelenen batın elif ile tertiben üçlü olarak aşılır. Elif içerde her şeyce kuşatılan ama dışarda her şeyi kuşatan bir konumdadır. Tertiben üçlü olması tevhidin tenzih ve teşbih ile birlikteki birlikteliğine işaret eder. Soldaki vav’ı teşbih ettiğimizde sağdaki vav tenzih eder, sağdaki vav’ı teşbih ettiğimizde ise soldaki vav tenzih eder. Aynı şekilde soldaki vav’a “O’dur” dendiğinde sağdaki vav “O değil” der, veya tersi. Vav harfinin açılımı olan vav‑elif‑vav üçlüsüyle bu paradoksal zıtlık, her ikisinin arasında ve yanında “ara-yan” olan elif paradigma değişikliği (paradigm shift) ile aşılmış olur. Böylelikle vahdet-i vücud anlayışıyla “O/O değil” tenzih ve teşbihiyle tevhidi ifadesi elde edilmiş olur.

Dogma ve Paradoks ile Paradigma Değişikliği | Sufiyane
dogma ve paradoks ile paradigma değişikliği | Sufiyane

ortaya meyledilmez, uçlara meyledilir

Diğer taraftan çifte vavlar terazinin kefelerini, ortalarındaki elif ise ibreyi gösterir. Alçaltan ve yükselten terazide dengeyi/itidali bulmada ortaya/ibreye meyledilmez, uçlara/kefelere meyledilir. Elif harfler içinde mahreçten çıkmayan evveldir (mahreçten çıktığında hemze olur), vav ise mahreçten en son çıkan ahirdir. Dolayısıyla vahdet-i vücud çifte vav logos’u evvel, ahir, zahir ve batını görürmüşcesine içinde barındırır.

Haddi vasatiye riayetle itidal üzere hareket | Sufiyane
haddi vasatiye riayetle itidal üzere hareket | Sufiyane

alem, itidal üzere yaratılmamıştır

Vav [و] harfinin okunuşu [واو] (v+a+v) şeklinde ve sayısal olarak [6+1+6] terkibinde ve [13] değerindedir. Sözlük anlamı bir fakat terim anlamı tek olan ahad [د حا] ise [1+8+4] terkibinde ve [13] değerindedir. Ahad’ın başına gelen ilave vav ile vahid kelimesi [د حاو] oluşur ve anlamı bir, terkibi [6+1+8+4] ve değeri [19] olur. Kesret çokluk demek olup zıddı birlik değil tekliktir. Çokluktan tekliğe geçişi birlik sağlar. Dolayısıyla çokluk ve teklik birlikte birliktedir.

“üzerinde 19 var”

Müddessir 4:30
13 - 14 - 15 Üçgeni ve Eyyam-ı Biz | Sufiyane
eyyam-ı biz | Sufiyane

arayanlar bulamaz, bulanlar ara.yanlar

Vücud kelimesi bulmak, bilmek anlamındaki vcd (د جو) kökünden gelir. Bilmekle kastedilen aranılması gereken unutulmuş-yitik, bulunması gereken kayıp-buluntu ise insanın kendisidir. Arayan “kendi-“, aranan “-kendi”, arayan ve bulan ise “-kendisi-“dir. Dolayısıyla insan “kendi‑ara.yan‑kendi” durumundadır. Bu yüzden sadece kendini bilen insan Rabb’ini bilebilecektir.

Dışarda aranıp bulunacak bir şey olmadığından aranıp bulunacak olan her ne varsa insanın kendi içindedir. Salikin en önemli görevi vücudun anlamını tam olarak idrak edebilmektir. Bu idrak da ancak fena ve beka menzillerine ulaşmakla mümkün olabilir. Vahdet-i vücud logos’unda çifte vavlar ortasındaki batıni elif ile birlikte “kendi-ara.yan-kendi” temsilindedir.

Açmazı çıkmazı olan labirent | Sufiyane
açmazı çıkmazı olan labirent | Sufiyane

mekan mekanlıyı silmez, ezer

Türkçedeki yolculuk kelimesi salikin fena ve beka tecrübesini içinde vahdet-i vücud anlayışına uygun bir şekilde barındırmaktadır. Yolculuk kelimesi içinde altın oran bulunan Fibonacci serisini ihtiva eder. Bu serinin kritiği, serinin sonunda yer alan ardışık olarak iki tekrarlı bir sayısıdır. Yolculuk kelimesi yapı-m-yıkı’ya (deconstruction) uğratıldığında salikin sülukunun yol haritası niteliğindedir:

8-5=3  yolculuk8tan yolcu5 çıktığında kalan yol3
5-3=2  yolcu5dan yol3 çıktığında kalan Ol2 emri
3-2=1  yol3dan Ol2 emri çıktığında kalan O1
2-1-=1  Ol2 emrinden O1 çıktığında kalan O1 değil diyerek “O/O değil” menzili

Böylece içe yöneliş tenzih ve teşbih ile tevhide erişerek tersiyle evvele doğru devir eder.

Yolculuk kelimesinde altın oran | Sufiyane
yolculuk kelimesinde altın oran | Sufiyane

fenada yok olan var, bekada var olan yok

Fena ve beka kavramları birbirlerinden bağımsız olmayan, birbirlerin tamamlayıcı kavramlardır. Bu birbirlerini tamamlayan kavramların tanımladıkları üçüncü ise kemal kavramıdır. Fena tecrübesiyle istenmeyen özelliklerin giderilmesi, beraberinde beka tecrübesiyle istenen özelliklerin kalıcı olması istenir. Beka olmaksızın fena, fena olmaksızın beka tecrübelerine itimat edilmez. Fena Halk’a beka ise Hakk‘a yöneliktir. Beka cevherle, fena ise arazla ilgilidir. Birbirlerini gerektiren bu çift-eş kavramlar aynı anda gerçekleşerek kemal yetkinliğine eriştirir.

Fena ve Beka ile Kemal | Sufiyane
fena ve beka ile kemal | Sufiyane

her benzer aslına benzer, hiçbir benzer birbirine benzemez

Vahdet-i vücud logos’u çifte-vav metaforunun kaynağı olarak ilk-örneksiz-yaratma ve örnekleyeninin-bulunmaması kavramları Fütuhat-ı Mekkiyye’de değişik pasajlarda detaylı bir şekilde işlenmiştir:

İlahi genişlik, mevcut hakikatlerde bir benzerin olmayışını ve benzerliğin mevhum-akledilebilir bir durum olmasını gerektirir. Çünkü hakikatlerde benzerlik geçerli olsaydı, bir şey benzeri denen şeyden farklılaşmazdı. Binaenaleyh bir şeyin başka bir şeyden farklılaşmasını sağlayan özellik, o şeyin ta kendisi iken başka bir şeyden ayrışmadığı özellikteyse, o kişi tek bir şey sayılır.

Her şey, Allah’a muhtaç olmada yekdiğerinin benzeridir. Böylelikle Allah’ın ‘benzeri olmadığı (leyse ke-mislihi şey) kesin olarak sahih olmuştur. Burada Kef (‘gibi’ anlamında benzetme edatı) harfi, anlama etki etmeyen bir harf sayılabileceği gibi, benzetme edatı da sayılabilir. Benzetme değil ilave harf sayılırsa, ilişki ve benzerliği ortadan kaldırır.

Başka bir ifadeyle benzerinin benzeri bir şey yoktur. Buradaki (ke-mislihi) ifadesindeki ‘ke’ (gibi), bazı kimselerin ileri sürdüğü gibi fazladan bir harf değil, nitelik bildiren bir edattır. Bazı bilginler ise bu konuda şunu ileri sürmüştür: O’nun bir benzeri bulunsaydı, bu benzerin bile bir benzeri olmazdı. Öyleyse kendiliğinde Hakkın örneğinin olmayacağı daha açıktır. Bazı kimselere göre ayette zikrettiğimiz şekilde, gerçek bir örneğin örneği olması reddedilmiştir. Cüneyd-i Bağdadi’ye marifetin ne olduğu sorulmuş, şöyle cevap vermiştir: ‘Suyun rengi, testinin rengidir.’ Böylelikle suyu ve testiyi kabul etmiş, başka bir ifadeyle anlamı, harfi ve idraki ve idrakin olumsuzlanmasını dile getirmiştir. Başka bir ifadeyle ayırmış ve birleştirmiştir.

Fütuhat-ı Mekkiyye
Vahdet-i Vücud Logos’u VAV | Sufiyane
Vahdet-i Vücud Logos’u VAV | Sufiyane

meratib-i vücud

Tasavvuf evrenin yaratılışını iki hadis-i kutsi ile açıklar. “Gizli bir hazine idim, bilinmek istedim” ve “Ben insanın sırrıyım, insan da benim”. Daha sonra “Nefsini bilen, Rabbini bilir” hadis-i şerifi ile de bu gizli hazineye giden yolu gösterir. Günümüz sosyal medyasına olan rağbet bir yönüyle bilinmek istemenin dışavurumudur. Modern insan aslında bilmekten ziyade bilinmek istemektedir. Sıkıntılı olan, bu sürecin sadece dışa dönüklükle yapılmaya çalışılıp içe dönüklüğe yer vermemesidir. İçe dönüklüğü de işin içine sokmak ancak ferdiyet bilinciyle mümkündür.

Ferdiyet bilincine kişi arayan “kendi-” ve aranan “-kendi” ile “-ara.yan-” üçlüsünü hizaya sokabilirse erişir. Tasavvufi karşılığı rabıta olan hiza, birin bir üzerinden bir ile olan birlikteliğidir ve birin dışında başka herhangi bir şeyi barındırmaz. Bunu da hazretin huzurunda hazır olarak yapar.

ve sarılın Allah’ın ipine topluca, hepiniz
ve ayrılmayın, fırkalara

Al-i İmran 3:103
idrak ipi | Sufiyane
idrak ipi | Sufiyane

Yorum yapın